Işıklı Ayakkabı

Karşınızda dünyanın gördüğü en “doksanlar” şeylerden biri: ışıklı ayakkabı.

Bu lüzumsuzluk örneği nesneyi hatırlamak için hafızalarımızı pek de zorlamamıza gerek yok; zira bir zamanlar dünya, gayet basit bir şekilde, ışıklı ayakkabısı olanlar ve ışıklı ayakkabı isteyenler olarak ikiye ayrılıyordu ve bu furyaya uzak kalmış aklı başında bir çocuk bulmak imkansızdı.

LA Gear adlı Amerikan markasının dünyaya en büyük armağanı olan ışıklı ayakkabılar 1992 yılında piyasaya sürüldü. Fikir basitti, spor ayakkabıların topuğuna yerleştirilen birkaç küçük LED ışık, atılan her adımın darbesiyle yanacaktı ve özellikle çocuklar yürürken ışıklar saçacaklardı.

Bu basit fikir, takdir edersiniz ki, basit olduğu kadar da lüzumsuzdu. Dedemin “insanın cebindeki parayı nasıl alacaklarını şaşırdılar” şeklinde özetlediği kapitalist zihniyetin bu meyvesi, 90’ların mükemmel bir özetiydi adeta. Üretimdeki ufak bir modifikasyonla -ne kadar saçma olursa olsun- yepyeni bir ürün ortaya çıkarmak ve bunu ne istediğini asla bilemeyen kitlelere onlar ne olup bittiğini anlayamadan pazarlamak; ve bu ürünün böylece bütün dünyada milyonlarca satması.

Işık, biraz daha ışık.

Hatta sanki bir ürün ne kadar saçma ve lüzumsuz ise o kadar fazla rağbet görüyor, o kadar fazla tüketiliyordu.

Dünyada geceleri ıssız otoyol kenarlarında uzun yürüyüşler yapan insanlar dışında kimsenin ihtiyaç duyamayacağı bir nesne olan bu ışıklı ayakkabıların bütün dünyada 100 milyon çiftten fazla satılmasını başka kim nasıl açıklayabilir?..

1990’lar ile dünya ekonomisine her zamankinden fazla eklemlenmiş bir hale gelen Türkiye’mizde de şuursuz çocukların ışıklı ayakkabı diye tutturması ve ebeveynlerinin başının etini yemesi gecikmedi. Önce bir kişi aldı, sonra bu şanslı çocuğu gören 15 arkadaşı daha bu çılgınlığa kapıldı, sonra onların da her birinin 20 arkadaşı daha klübe katılmak istedi ve ışıklı ayakkabı fenomeni çiçek hastalığı gibi katlanarak büyüdü.

Ve böylece etrafta tuhaf görüntüler türedi. Sokaklar yürürken ‘Acaba çalışıyor mu lan?’ diye mütemadiyen ayakkabılarını kontrol eden, belden çok hafif arkaya eğilmiş şekilde sürekli topuklarına bakarak yürüyen, pili bitmesin diye parmak uçlarına basa basa yürüyen veya ışığın mekanizmasında ufak bir temassızlık olduğu için yürürken topuklarına bastırmak zorunda kalan, kendi topuğundaki ışık kırmızı diye mavi ışıklı çocukları kıskanan çocuklarla doldu taştı.

Işıklı ayakkabılar zamanla gelişti ve çeşitlendi, ancak en sonunda zamana boyun eğdi.

Bunun yanı sıra, şu da kayıtlara geçmeli ki insanlık “ayakkabının pilinin bitmesi” gibi bir kavramla tanıştı…

Bu furya gelecek yılların habercisiydi adeta, bu şaşkınlık yıllarında gerçek bir vurgun yapmak isteyenlerin düdüklü şekerle filan hiç vakit kaybetmeden giyim kuşama abanmasını öğütlüyordu. Bu doğru da çıkacaktı; o yıllarda ışıklı ayakkabı peşinde koşan gençlerin çoğu ilerleyen yıllarda giyim kuşamıyla bir karakter oturtmaya çalışacak, çok kısa bir süre sonra Caterpillar Bot için kendini yerden yere vuracaktı…

Işıklı ayakkabılar kelimenin tam anlamıyla bir saman aleviydi. En azından güzide yurdumuzda. Bir anda sokakları kaplayan ışıklı ayakkabılar aynı hızla ortadan yok oldu. Önce biten piller yenilenmeye gerek duyulmadı (genelde pilin bitmesiyle çocukların hevesini alması aynı süre zarfına denk geliyordu) ve ayakkabılar ışıklarını kaybetti. Daha sonra da büyüyen ayaklara bir daha kolay kolay ışıklı ayakkabı alınmadı.

Işıklı ayakkabıları halen bulmak mümkün, hem de hiç olmadığı kadar fazla çeşitle. Ancak şurası kesin ki 90’ların başlarında bir günlüğüne kral olan bu ayakkabılar, 21. yüzyılda yerlerini yerden bir parmak yüksekte uçar gibi ilerleyen çocukların tekerlekli ayakkabılarına bırakmaktan kaçamadı.

This entry was posted in Gündelik Hayat and tagged , . Bookmark the permalink.

6 Responses to Işıklı Ayakkabı

  1. SS says:

    ben de tam o ne şekilde olduğunu bilmesem de kayan günümüz çocuk spor ayakkabılarını (ay ne çok sıfat oldu) düşünüyordum yazının başında. hakikaten veliahtlar onlar.

  2. Onur says:

    Gerçekçi bir değerlendirme olmuş. Dedenize katılıyorum:)

  3. ben artık büyümek istemiyorum says:

    Bu ayakkabıları biz mahalle çocukları hep pazardan alırdık…Ya annelerimizle yada arkadaş grubu olarak giderdik pazara.Pazar ortamını sevmeyen bir çocuk olarak ben,o ayakkabıların tezgah arkasında denenmesine hasta oluyordum.Grup olarak orda denerdik ışıl ışıl…
    Ancak evet dediğiniz gibi pil ömürleri kısaydı,hele bunları pazardan aldıysanız çok daha kısaydı.Bazılarımız sırf karanlıkta giyerdi bu ayakkabıları,böylece hem pil ömründen tasarruf ediyordu hemde ışıl ışıl dikkat çekiyordu.

  4. Ben ışıklı beyaz şapka, pamuk şeker, ışıklı ayakkabıyla ve uçan balon ile aynı gün ve aynı kişide tanışmış biri olarak bu bende tsunami etkisi yapmıştı silivri sahillerinde D:D sonra normal balonu şişirip iple bağlayıp uçmayınca hayallerim yıkılmış ve cengiz şarkılarıyla tanışmaya başlamıştım hepsi çok tehlikeli kombinasyonlardı:d

  5. Can Soyaslan says:

    Hala bazen çocuklarda görüyorum bunlardan.Ama 3D sinemalarda film izleyen,Wii ile hareket yoluyla oyun oynayan yeni jenerasyon acaba bizim kadar keyif alıyor mu ?

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s