Pete & Pete

Pete ve Pete’in Maceraları, The Adventures of Pete & Pete, veya çoğumuz için olduğu gibi sadece Pete ve Pete. Aynı adı taşıyan iki kızıl saçlı kardeşin akıl almaz maceraları…

Birçok kişi için mutluluk anlamına gelen bir görüntü.

Türkiye’de yayın hayatına 90’larda başlayan Nickelodeon’un programları, saat ilerledikçe yaşça daha büyük çocuklara hitap etmeye başlardı. Programlardaki absürdlük dozu gün ilerledikçe artardı (hatırlayınız ki Nickelodeon’un Türk çocuklarının o ana kadar alıştığından bir hayli farklı, çoğu çocuğun başta yadırgadığı bir espri anlayışı vardı). 17:30’da Hepsi (All That) ile başlayan Nickelodeon prime-time’ında dizilerin absürdlüğü tavan yapardı. Hepsi’yi 18:00’de Clarissa takip eder, Clarissa’yı da 18:30’da bir assolist misali Pete ve Pete izlerdi ve kanal 19:00’da kapanırdı. Pete ve Pete’in en son program olması tabii ki tesadüf değildi, Pete ve Pete Nickelodeon’un elindeki en güçlü silahtı.

Küçük Pete'in sağı solu belli olmazdı.

Pete ve Pete temel olarak aynı adı taşıyan, sıradan, küçük bir ABD şehrinin sıradan bir evinde yaşayan iki kardeşin maceralarını konu alırdı. Kardeşler aynı okula gider, kendi arkadaşlarıyla takılır ancak bu iki alternatif evren, özellikle aile bölümlerinde bolca birbirine geçerdi. 

Pete’lerden büyük olanı dizinin anlatıcısıydı ve akıl ile mantığı temsil ederdi. Küçük olan ise tam tersine sürekli yaramazlık yapardı, ancak yaramazlıkları küçük aptal bir çocuğun şımarıklıkları değildi asla, yaptığı her yaramazlıkta derin bir anlam vardı… Yeri gelir abisi Pete’e kızıp içinde yaşadıkıları evi satar (sorgulamayın), yeri gelir mahalledeki çocukların erken yatma kuralını protesto etmek amacıyla dünya rekorounu kırmak için 11 gece uyanık kalır, yeri gelir midesinden çıkardığı parlak renkli sıvıyı para karşılığı okuldaki çocuklara gösterirdi.

Küçük Pete tez canlı, sürekli macera peşinde koşan, belanın da gelip kendisini bulduğu mutlu bir insandı. Koskoca dizi boyunca izleyiciler kendisini yalnızca iki üç kere mutsuz gördü. Bunlardan biri, şans eseri dünyanın en güzel şarkısını duyduğu ama bütün çabalarına rağmen ona bir daha rastlayamadığı bölüm, bir diğeriyse sırtına takıp uçmayı planladığı Krebstar marka bir jet-pack aldığında açtığı paketten yine Krebstar marka bir kuru yaprak temizleyicisi çıktığı bölümdü. Bizler de bu bölümlerde küçük Pete’in hüznünü kalbimizde hissettik, o hüzün ki en az yakışandı küçük Pete’e…

Mom's plate çok önemli bir karakterdi.

Şu ana kadar hatırlamış veya fark etmişsinizdir kuşkusuz, ancak tekrar etmekte yarar var ki Pete ve Pete, Kaygısızlar kadar olmasa da, en absürd evrene sahip dizilerden biriydi. Şöyle açıklayalım, örneğin Pete ve Pete’in annesinin kafasına (muhtemelen bir kaza sonrasında) ameliyatla yerleştirilen metal plaka dizinin en önemli karakterlerinden biriydi, o kadar önemliydi ki dizinin her sezonunun jeneriğinde, tıpkı küçük Pete’in kolundaki dövme Petunia gibi kendisine yer bulabiliyordu. Anne, kafasındaki bu metal plaka sayesinde radyo frekanslarını yakalayabiliyor, telsiz konuşmalarını dinleyebiliyor, veya oğlu Pete için radyo yayını yapabiliyordu. Bir diğer saçma karakter ise Artie’ydi. Giydiği taytlarla vurgulanan sıska görüntüsü yanıltıcıydı, çünkü Artie hepimizin bildiği gibi dünyanın en güçlü adamıydı. İhtiyaç duyulan, umutsuzluğa kapılınan her anda Artie “Ben Artie, dünyanın en güçlü adamı!” narasıyla bir yerlerden çıkıp geliyor ve günü kurtarıyordu. Bütün bunlarda ise, dizinin atmosferi çerçevesinde sorgulayacak hiçbir şey yoktu, bütün karakterler “Bu o kadar normal ki…” deyip hayatına devam ediyordu.

İnanması zor da olsa Artie dünyanın en güçlü adamıydı.

Tabii ki absürdlükler karakterlerle sınırlı değildi. Dizinin yaratıcıları “25 dakikada ne kadar saçmalanabilir?” sorusuna cevap ararcasına birbirinden saçma ve komik bölümler yaratıyorlardı. Bir bölümde büyük Pete’in bir numaralı kankası Ellen ile birlikte uzaya roket fırlatmayı deneyen Pete kardeşler, bir diğer bölümde yeni kameralarını kullanabilmek için Sovyetlere karşı casusluk yapmaya karar verir ve babalarını kendilerini arabayla Çekoslovakya’ya götürmeye ikna ederlerdi. Yeri gelir kağıttan bıçaklar yaparak okulda terör estiren Şapka Kafa’ya karşı mücadele eder, yeri gelir mükemmellik müfettişi Müfettiş 34’ü fırında tavuğun elle yeneceğini öne sürerek alt etmeye çalışırlardı…

Türk okul hayatına getirdiği en büyük yenilik siyah önlükleri mavilerle ikame etmek olan 90’larda bu diziyi izleyen bir çocuk, alelade bir ABD kasabasının koridorlarına kasalar dizilmiş okullarını, bu okullara istediklerini giyerek gelen öğrencilerini, içinde iskelet bulunan sınıflarını, sıradan bir ailenin (çocuklarının arkadaşlarının sürekli girip çıktığı) devasa evini görünce Amerikan rüyasının ilk tohumları körpe zihnine ekilmiş oluyordu. Bu tohumlar ise yanıltıcıydı çünkü Pete ve Pete kendine ait olağanüstü samimi ve eğlenceli bir atmosfere sahipti.

Belki de diziye duyduğum hastalıklı sevgiden güç alarak biraz ileri gidip bir şey söyleyeceğim sevgili müzeseverler; bu dizi izleyicinin mutluluktan kalbinin kırılmasına yol açıyordu biraz… O nasıl oluyormuş demeyin, Pete’lerin içinde bulunduğu evren o kadar iyiydi ki, arkadaşları, okulları, evleri, sıradan bir günleri hatta düşmanları bile o kadar mükemmeldi ki insan bütün bunların gerçek olmadığını bilse de , asla var olmamış veya var olmayacak bir fikre karşı duyduğu hüzün, diziden aldığımız keyfe derinden eşlik ediyordu.

Yine de televizyonun karşısına kurulan gençler yarım saatliğine kendisi için yaratılmış bu dünyanın kralıydı. Eminimki bitmemesini dilediğimiz bu yarım saat sadece benim değil, birçok kişinin gününde en önemli olaylardan biriydi. Pete ve Pete 1993-1996 yılları arasında 3 sezon yayınlandı, yayından kalkınca sürekli aranır, geri gelsin istenir oldu. Şüphesiz zamanının ötesinde olan bu dizi, yıllar sonra kendini hatırlayan çoğu kişiye “Keşke tekrar çocuk olsam” dedirtiyor.

Biz de çocuklarımıza aynı ismi mi koysak?

This entry was posted in Televizyon and tagged , . Bookmark the permalink.

8 Responses to Pete & Pete

  1. Deniz says:

    Aaah ah, michael stipe de konuktuu, steve buscemi de, iggy pop daimi oyuncuydu zaten, ne guzeldi. Ben kadin karakterlere de hastaydim, Ellen olsun, nora olsun superlerdi.

    Bende butun bolumlerin bir yerde duruyor olmasi lazim, bi ara izleyeyim.

  2. Pingback: He-Man | 90'lar Müzesi

  3. Hauru says:

    Sürekli terleyen Pitstain ve yıllar yılı alçısını kolundan asla çıkarmayan Nona’nın yanında Inspector 34’ün yeri ayrıydı. Ama bence Pitstain’in koltuk altları sararmış tişörtleri ve çok sıkı bir genç olmasının yanında acaip de yakışıklı olması ile bizi bizden alması mükemmel bir anti-kahraman yaratıyordu.

  4. Pingback: Nickelodeon Çizgi Filmleri | 90'lar Müzesi

  5. Reha says:

    dizinin müziklerini yapan grubun adı polaris. opening theme in adı hey sandy, dünyanın en güzel şarkısının adı ise summerbaby idi.

  6. hayatım boyunca unutamayacağım, gördüğüm en iyi tv şovu. tabii o yıllar, o jenerasyon ve o yaşta izlenmesi böyle düşünmemde büyük etken.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s