Trip-hop

90’ların dünya müziğine yaptığı katkılar arasında Amerika’dan gelen grunge fırtınasının yanında sık sık gölgede kalsa da, İngiltere Bristol’den çıkıp tüm dünyaya yayılan trip-hop bu onyılın müzik dünyasının önünde açtığı en büyük ufuklardan biri.

"Başıma bir şey gelmeyecekse hip-hop'u sevmiyorum..."

Trip-hop’taki 80’lerde iyice popüler olan hip-hop’un etkisi yadsınamaz; zaten ilk trip-hopçular da hip-hop sample’larıyla uğraşan müzisyenlerdi. Ancak bir gün bu müzisyenler “Hip-hop konuşan adamlar olmadan daha mı güzel ne…” dedi ve trip-hop doğdu. Hip-hop’un hip’ini sevip hop’unu sevmeyenlerin, elektronik müziğe bir ilgi duysa da rock sound’undan da vazgeçemeyenlerin en büyük rüyası olan trip-hop’un en eski kökleri 80’lerin ortalarına uzansa da trip-hop tek başına bir müzik türü olarak 1990’ların hemen başında ortaya çıktı.

Trip-hop Massive Attack ile birlikte doğdu dersek pek de yanlış olmaz. 1988’de kurulan Massive Attack, 1991’de çıkardığı Blue Lines adlı albümüyle trip-hop’a yol vermiş oldu. Hip-hop, elektronik, alternatif rock gibi öğeler içeriyordu bu yeni eklektik müzik türü, ancak hip-hop desen hip-hop değil, elektronik desen elektronik değil, alternatif rock desen alternatif rock değildi. Tıpkı hip-hop gibi sample temelli bir altyapıya sahip olan şarkılar, elektronik efektler, öne çıkan derin bir bas dalgası, acelesi olmayan yavaş bir tempo gibi öğeler de içeriyordu, ancak buna karşın vokallerde de birçok farklı türün etkisini görmek mümkündü. Horaca Andy gibi reggae ustalarından R&B’ci Shara Nelson’a, eski hip-hopçulardan Tricky’ye kadar birçok farklı vokale rastlamak mümkündü, ancak vokaller ‘normal’ bir çizgiden asla fazla uzaklaşmıyordu. Safe From Harm ve Unfinished Sympathy gibi Massive Attack’ın halen konserlerinde çaldığı klasikler içeren albüm önce İngiliz, sonra da dünya müzik dinleyicisi tarafından çok iyi bir şekilde karşılandı. Gerek Massive Attack, gerek trip-hop türü 10 yıl içerisinde kavuşacağı daha karanlık, daha elektronik, daha derin sound’dan bir hayli uzak olsa da çok başarılı bir çıkış yaptığı rahatlıkla söylenebilirdi.

Portishead'in billur sesli vokalisti Beth Gibbons.

1994 yılında Massive Attack Protection adlı ikinci albümünü çıkarırken yine Bristol kökenli başka bir grup olan Portishead aynı yıl Dummy adlı albümünü yayınlıyor ve Massive Attack’a bu taşlı yollarda tek başına yürümeyeceğini müjdeliyordu. Portishead, trip-hop’a Massive Attack’tan farklı bir yorum getiriyordu: köklerinin hip-hop’la pek bir alakası yoktu açıkçası, şarkıları da elektronik sample’lı temellerden uzaktı. Bildiğimiz davul, elektronik ve bas gitarlar ile yaylılar hakimdi müziklerine. Ancak ortaya çıkan sound ve dinleyici üzerinde yaptığı etki pek de farklı değildi.

Portishead ile birlikte trip-hop, hip-hop köklerinden uzaklaşmaya başlıyordu bile. Elektronik henüz taarruza geçmese de bas artıyor, sesler değişiyor, karanlık ve derin sound sanki plaktan çıkıp odayı kaplayan bir müzik dinliyormuşçasına bir atmosfer yaratıyordu. Beth Gibbons’un inanılmaz sesiyle dikkatleri çeken üçlü, Sour Times (ki kendisi ülkemizdeki bir başka 90’lar fenomeni olan ekşisözlük’e ismini verecek olan parçaydı) ve Roads gibi parçalarla yabana atılacak bir grup olmadığını kanıtlıyordu. Dummy birçok kaynakta 90’ların en iyi albümleri arasına girecekti. 1994 itibariyle trip-hop’un İngiltere’yi aşıp dünyaya mal olduğu söylenebilirdi. Portishead 1997 yılında grupla aynı adı taşıyan ikinci albümünü çıkardı, bu albümde yer alan Over, Undenied ve All Mine gibi başarılı parçalar Portishead’in ilk albümdeki başarısının rastlantı olmadığını kanıtlıyordu.

1998 tarihli Massive Attack albümü Mezzanine.

İlk albümlerinde Massive Attack ile çalışan Tricky de 1995 yılında kendi albümünü çıkarmıştı, ancak vokalleriyle ünlü Tricky’nin kendi albümünde vokaller genellikle Martina Topley-Bird’e (ki kendisi 2010 itibariyle Massive Attack’ın gözdesi haline gelmiş ve turnelerinde gruba eşlik eder olmuştur) aitti.

Ancak 1990’ların trip-hop’una son noktayı da kapıyı ilk açan Massive Attack koydu. 1998 yılında çıkardıkları Mezzanine adlı kült albüm ile Massive Attack trip-hop’u da bir adım öteye taşıyordu. Albümdeki Angel, Risingson, Teardrop, Inertia Creeps veya Black Milk gibi parçalar Massive Attack’ı “büyük grup” statüsüne itiyordu. Horace Andy’nin belki de Jamaika sahillerindeki hamağında mutlu mesut sallanırken yazdığı You Are My Angel adlı mutlu aşık reggae şarkısının karanlık, saldırgan ve derin bir versiyonu olan Angel ile Massive Attack, halen “Nedir yahu şu trip-hop?” sorusunu soranlara nihai bir yanıt vermişti. Black Milk ile Portishead’in plak sound’unu destekleyen Massive Attack yeni binyılın arefesinde trip-hop’u ana akıma yerleştiriyordu.

Massive Attack projesinin başarıya ulaştığı da böylece tescilleniyordu. Başarılı canlı performanslarına ek olarak Del Naja, mükemmel olmayan sesini müthiş bir verimle kullanılıyor ve grubun tarzına cuk oturan son derece başarılı bir vokal elde ediyordu. Ancak tabii ki Massive Attack, “şarkıyı en iyi kim söylerse ona söyletiriz” düsturunu bir kenara bırakmıyordu. Ancak bütün bunlar, yani birlikte çalışılan çeşitli sanatçılar, onların kapsamlı turnelere eşlik etmesi, telif haklarına ödenen bunca para elde avuçta ne varsa alıp götürüyordu; Massive Attack yeni onyılda birçok kavga ve ekonomik sorunla baş etmek zorunda kalacaktı.

Massive Attack hem göze hem de kulağa hitap ediyordu.

7 yıl önce dünyada bile olmayan trip-hop Mezzanine ile kitlelerin kalbini ele geçirmeyi başarmıştı. Geç doğup çabuk büyüyen trip-hop (ve Massive Attack), Morcheeba, Hooverphonic veya yurdumuzda daha popüler olan Jay-Jay Johanson gibi kendi takipçilerini yarattığı gibi aynı zamanda da Radiohead, Björk, Placebo ve Nine Inch Nails gibi diğer büyük sanatçılara da etki edecekti.

Gel zaman git zaman trip-hop değişti, gelişti. Trip-hop ile elektronik müzik arasındaki, Butterfly Caught gibi örneklerle silikleşmeye başlayan sınırlar ise, önce Portishead’in 2008’de çıkardığı Third ile, daha sonra da Massive Attack’ın 2010 tarihli Heligoland‘ı ile neredeyse tamamen kalktı.

2000’lerde elektronik, downtempo, lounge, hatta chill out gibi müzik türlerinin patlama yapmasını sağlayan, hem elektronik, hem hip-hoptan doğup her ikisini de bir üst kademeye başarıyla taşıyan trip-hop, 90’ları baş tacı etmemizin her zaman en büyük sebeplerinden biri olacak…

This entry was posted in Müzik and tagged , , . Bookmark the permalink.

3 Responses to Trip-hop

  1. fatihk says:

    cok keyifli bir yazı

  2. Mustafa says:

    melquiades bu işi biliyor favori yazarım

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s