2D Animasyonlar

İki boyutlu animasyonlar ne 90’larda doğdu, ne de 90’larda öldü, haklısınız. Ancak krallıkları 90’larda son buldu.

Bu durum biz Türkiye’nin 90’lar çocukları için biraz erken olmuştu. Neden derseniz bizler zaten Walt Disney’in uzun metraj çizgi filmleriyle henüz 1994’te, The Lion King ile tanışmıştık ve sinemada çizgi film seyretmenin hiç de fena olmayan bir fikir olduğunu öğrenmiştik. Bilmiyorduk ki belki de Aslan Kral ile zirve yapan iki boyutlu Disney animasyonları için tehlike çanları çalmaya başlayacaktı yakında…

Animasyon denen naneyi iki boyuttan başka şekilde tahayyül edemiyorduk.

Ancak tabii ki de iki boyutlu çizgi filmlerle The Lion King’den çok daha önce tanışmıştık. Haftasonları bok varmış gibi 7’de ayağa dikilen ve önceki nesillerden farklı olarak evlerinde birden fazla kanala sahip televizyonlar bulunan biz 90’lar çocukları, He-Man, Ninja Kaplumbağalar, Transformers veya Tsubasa gibi çizgi filmler ve Looney Tunes karakterleri sayesinde iki boyutlu animasyonlarla çoktan tanışmıştık. Fakat takdir edersiniz ki bunun farkında değildik, animasyon zaten başka nasıl olabilirdi ki? 

Biz bu küçük dünyamızda al gülüm ver gülüm oyalanır, televizyonda çizgi dizilerimizi izler, sinemalarda Simba’ya veya Pocahontas’a ağlarken, mükemmellik peşindeki yapımcılar bir anda karşımıza 2000’lere damgasını vuracak Pixar adındaki animasyon stüdyosu ile çıktı, Toy Story ile aklımızı aldı. Bu animasyon diğerlerinden farklıydı, gerçeğe benziyordu, sanki uzansak dokunabilecektik Woody’ye…

İki boyut, üç boyuta kıyasla çok daha dramatik bir yapıya sahipti.

Peki neden iki boyutu seviyorduk, üç boyut karşısında ne gibi bir avantajı vardı? Ne kadar çok boyut, o kadar iyi değil miydi? Değildi aslında. İki boyut, gerçekçilik kaygısı taşımadığı, evreni daha iyi eğip bükebildiği için (en azından yaratılan bu evren iki boyut estetiğine daha çok yakıştığı için) daha iyi bir atmosfer oluşturuyordu, daha dramatik bir yapıya sahipti. Ayrıca, belki de büyüklerimizin ilgisini çekmediği için daha bize ait, daha samimi bir kimlik kazanıyordu. Öyle ya, çizgi filmdi bunlar, bir biz izlerdik, bir de arkadaşlarımız, diğer herkes uyurdu. Hem çizgi filmlerimizden gerçekliğe yakın olma gibi bir unsur bekliyor muyduk? Kim demişti bu bir artı diye?

Tabii ki bu satırlardan 3 boyutun tü kaka bir şey olduğu anlamı çıkmamalı. Aksine gerek Walt Disney, gerekse onun kanatları altındaki Pixar ilerleyen yıllarda mükemmel işler çıkardı. Özellikle 1995’te Toy Story ile izleyici karşısına çıkan Pixar, o tarihten bu yana yalnızca 11 animasyon gerçekleştirdi, fakat bunların 7’si Imdb’nin en iyi 250 film listesinde kendisine yer buldu. Finding Nemo, Monsters, Inc., Ratatouille, Wall-E, Up en az Toy Story serisi kadar başarılı 3D animasyonlardı.

Abu, Nemo karşısında tutunamadı.

Ancak belki de 2 boyutlu animasyonların kuyusunu kazmasalar daha çok sevilebilirdi 3D animasyonlar. Aslında bakarsanız bir süre de el ele yürüdüler. Pixar 90’larda Toy Story (1995), Bir Böceğin Yaşamı (1998) ve Toy Story 2’den (1999) başka film yapmadı. Disney’in ise ilk 3D animasyon denemesine henüz vardı (Dinozor – 2000). Bu süreçte Pixar kendi halinde takılırken Disney halen bizlere 2D animasyonların Pocahontas, Notre Dame’ın Kamburu, Herkül, Mulan, Tarzan gibi nadide örneklerini sunuyordu.

Lakin bu noktadan sonra Pixar bayrağı eline aldı, Disney’in aklını çeldi, yanına Ice Age ekibini de alarak 3D animasyonların nüfuzunu iki boyut aleyhine hızlı bir şekilde genişletti. 2000’lerden sonra Disney de 3D’ye eğildi: seri üretim 2D animasyonlara, prenseslere, kötü adamlara, hayvan kahramanlara Brother Bear ile sempatik bir veda etti Walt Disney.  Teknoloji ilerledi, stüdyolar gelişti, gerçeklik ile animasyonu birbirinden ayırt etmek gün geçtikçe zorlaştı. En sonunda Avatar diye bir film çıktı ve gelecekte belki de film ile animasyonun ortada buluşacağını ilan etti.

Bugün çizgi filmler halen iki boyutlu olsa da sinema için iki boyutlu bir animasyon filmi çekmek ‘retro’ bir tat arayanların tercihi haline gelmiş durumda – ki onlar bile ışığıyla gölgesiyle mükemmel iki boyuttan uzak. Pixar’ı tahtından etmek ise ayrı bir dert.

This entry was posted in Televizyon and tagged , . Bookmark the permalink.

4 Responses to 2D Animasyonlar

  1. Salih says:

    Aslan kral bir taneydi 🙂

  2. Can Soyaslan says:

    Birde Çiko vardı hatılayan var mı yaw? 🙂

  3. Mustafa says:

    Heidi ve Marco 1995 te Esra ceyhanla adan z ye programndan önce başlardı..öğlen bile çizgi film veriliridi şimdi nerdeeee… şeker kız candy, taş devri, jetgiller, scooby doo, şirinler, power rangers, müfettiş gadget ve dah neler neler

  4. hamzauly says:

    yanlış anlaşılmasını istemem lakin makaleniz oldukça kişisel bir bakış açısı içeriyor. ne 3d yapımlar 2d yapımları yerinden etti ne de 2d yapımların modası geçti. örnek olarak verdiğiniz uzun serilerin bir çoğu hali hazırda devam ediyor. anime gibi kocaman bir sektör var ve binlerce yapım şirketi hala bangladeş’deki tekstil atölyeleri gibi durmaksızın çalışıyorlar. sizin belli bir yaştan sonra ilginizi kaybetmiş olmanız sektörün daha da büyüdüğü gerçeğine bakışınızı gölgeliyor sanırım. bugün bir çok çocuk kanalında hala en çok tutulan serileri bu yapımlar oluşturuyor. 3d yapımların üretimi kolay olmasının yanında getirdiği bir çok zorluk var. bunlardan birisi kendilerine has dünyalar kuramamaları. özellikle baştan tasarlanmış karakterlerin anatomik özelliklerine müdahale edememek çeşitli kısıtlamalara yol açıyor.

    bugün dünyanın en çok izlenen serileri arasında 500+ bölüme sahip animeler başı çekiyor. imdb 250 listesinde yine bir çok 2d yapım görmek mümkün. uzun metrajlı 2d yapımların sayısı da hiç az değil. bir de yaşa göre hazırlanan serilerin aralarındaki farkları iyi algılamak gerekiyor. örneğin çocuklar 0-5 yaş aralığında fiziksel dünya ile bağ kurmaksızın izleyebilirler. 5 yaştan sonra ise sorgulama başlar. örneğin son dönemlerin en sevilen yapımı pepe ilkokula başlamış çocuklardan çok okul öncesi kitleyi hedefler. daha büyük yaşlardaki çocuklar pepe’nin yaşadığı yeri veya aile yapısını sorgulamaya başlarlar. yaş büyüdükçe fantaziden çok mantığa yönelirler. japonların shoujen kategorisi altında topladığı animeler en büyük örneğidir. tsubasa veya ash gibi karakterlerin hepsi 12-16 yaş aralığında ergen çocuklardır. ister futbolcu olsunlar ister pokemon eğitsinler, yaptıkları işlerde en iyisi olmaya çabalarlar. izleyici kitlesi de bu karakterleri örnek alacak aynı yaşlardaki çocuklardır. japonya’da 80’li yıllarda yükselen japonculuk akımının etkisidir. yapımlar bu yönde geliştirilerek gençleri erken yaşta başarıya teşvik etme amacıyla hazırlanmışlardır.

    disney gibi abd firmaları ise daha çok toyetic odaklıdır. örnek verdiğiniz toy story henüz yapım aşamasına bile gelmeden oyuncakları çoktan tasarlanmış ve sinema sonrası mcdonalds’larda satılacak şekilde hazırlanmıştır. o nedenle bu yapımlar hristiyan ülkelerde noel tatilinde sinemaya girerken bizde duruma göre sömestr tatili veya uzun bayram tatillerine denk getirilir. kısaca toparlamam gerekirse disney üzerinden çıkarım yapmak çok yanlış. bugün o kadar çok 2d yapım hazırlanıyor ki hangi birisini izleyeceğinizi şaşırıyorsunuz. heidi gibi japon yapımı olan fakat dünya klasikleri arasına girmiş serilerin bir çoğu binlerce seriye ulaşan bu yapımların öncüsü oldular. hala çok tutulan ve ilkokul çağı çocuklarının ilgisi celbeden ben10 benzeri serilerdir. daha sağlıklı tespit için çevrenizdeki çocukları incelemenizi tavsiye ederim.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s